Uyuşukluk da güzel
Ne idüğü belirsiz bir sabahtan günaydın. Hava yağsam mı yağmasam mı diyor, ben de uyansam mı uyanmasam mı. Aslında ikimizde de bir tatlı uyuşukluk var gibi. Biraz daha sürsün günün başlangıcı der gibi. Tamam, hayata karışacağız, ne yapacağımızı bulacağız ama şimdi bu hal de güzel değil mi der gibi,
Dün gece uyumadan önce terazi dolunayı için bir meditasyon çıktı karşıma, yapayım derken uykum kaçtı. Bugün bit daha denerim. Etrafa dağıttığımız ilginin geri toplanıp kendimize dönmesiyle ilgili bir şeydi. Daha ne kadar kendime döneceksem artık. Embriyoma kadar yolum var, daha ne diyeyim.
Robot süpürgemi paketleyip servise gönderecekken şarj olmaya başladı, üstüne de çalıştı. Yollasam iki hafta sonra niye yolladın çalışıyor işte diye geri gelecektir dedim, göndermedim.
Ben bunları yazarken Loki karşıma oturup öyle tatlı göz kırpıp oyuna çağırdı ki, ara verip onu tüneline soktum. Tüneldeyken “En büyük Loki” rtimiyle poposuna vuracaksın, o da zevkten dört köşe mırlayacak, sıkıldığı zaman da aniden saldıracak. Öyle de oldu, bir tırmık aldık çok şükür. Terazi dolunayında fedakarlık yapmaktan vazgeçmek filan mı demiştim az önce?
Dmitri Glukhovsky’nin Metro 2033 isimli distopik kurgusunu bitirdim. O da hep başlayıp bıraktığım kitaplardandı, bu sefer bırakmadım ve acayip sardı. Hakikaten ters köşe bir sonu varmış.
Hafif filmler izledim. Saklambaç diye bir filmin ikincisini yapmışlar, puanı da bir vurdu kırdı filmine göre fena değildi. Önce birincisini sonra ikincisini başından kalkmadan izledim, ki bu benim için bayağı olay. Hep ara vere vere izler, başka şeylerle uğraşırım. Kimse benimle birlikte film izlemek istemez. Ben de istemem zaten.
Artık uyanma zamanı sanırım. Kakıp az yürüyeyim, sonrası hayat kerim.
Yorumlar
Yorum Gönder