Dün bir arkadaşımın daha hastalığının ilerlediği haberini aldım. Büyük dayımız da hastaneye kaldırılmış. Oradan buradan başka böyle şeyler de duyup duruyorum. Aman be dedim, kendimi şarkı söylemeye vurdum yine. Onun dışımda biraz çiçeklerle ilgilendim. Bugün daha çok bakacağım onlara. Mart değil Nisan sonu filan gibiydi hava. Bütün gün kapı pencere açık oturduk. Gece yatarken belki üşürüm diye kombiyi biraz yakayım demiştim, sen misin yakan! Sabaha karşı sıcaktan bunalıp ter içinde uyandım. Sonra ezan başladı. Sonra kuşlar, sonra alt kattaki köpeğimiz Toni, arkasından Loki… Bütün hayvanlar enerji dolu maşallah. Loki dört gündür kuduruyor. Kış boyu yattığı minderden böyle hörrrr diye canavar gibi kalktı. Bir o yana bir bu yana koşturuyor. Hiç bir şey yapmasa gelip bacağıma minik pati atıyor, kalk iki oynayak diye. Bense oturduğum her koltuğa yapışıyorum adeta. Yorgunluk değil de, ayy ne güzel oturuyorum işte, niye kalkıcam ki halinde. Eh, bu durumda en iyisi yat kızım a...
Evveli gün sokakta çok gezdim ya, dün kendime kitap partisi verdim. Bu da şu demek: İş güç yapmıyorsun, yatıp kitap okuyorsun bütün gün. Figen Şakacı’nın Bitirgen’ini bitirdim önce. Ne güzel yazıyor Figen Şakacı. Geçen yıldı sanırım, Pala Hayriye’sini okumuş, pek sevmiştim. Hadi ondan devam edeyim deyip Kesekli Tarla’ya geçtim. Üç öyküden sonra canım roman çekti. Afşin Kum’un Sıcak Kafa’sını okudum. Hızlı ilerliyor zaten, öğleni az geçe o da bitti. Kitap güzel ama dizisini daha bir beğenmiştim. Neden devam etmediler ki? Yazık. Hadi tekrar öykü okuyayım diye Melisa Kesmez’in Nohut Oda’sına başladım. Onun öyküleri de başladın mı bırakamadığın çekirdek gibi. Hafifliğinden değil sürükleyiciliğinden bahsediyorum elbette. Sonrasında elimdeki kitaplardan hangisini okusam diye her birinden on on beş sayfa okuyup sıradaki kitabı belirleyeyim dedim. Artık işin o kısmı da, hani süper bir sofrada tıka basa doyarsın ama gözün hala yemededir, o hesap oldu. Bunların hepsi iyi oldu. F...
Yorumlar
Yorum Gönder